İçeriğe geç

Efendimiz, bu sözleriyle kurtulacak olan zümreyi belirlemiş oluyordu. Yani istikamet, Efendimiz ve sahabe-i kiramın hayat tarzını bilmekten ve yaşamaktan geçer. Binaenaleyh günümüzde meseleyi sokakta halletmeyi düşünen bir kısım cahiller, gökteki meleklerin dahi hâllerine imrendiği bir cemaat hakkında, “Nereden çıkardılar bu ashabı?” demek suretiyle, istihfafkâr ifadelerle âkıbetlerini tehlikeye attıkları gibi baş aşağı Cehennem’e doğru gittiklerinin de farkında değiller. Allah Resûlü’nün takdir ettiği bir cemaat hakkında nâsezâ, nâbecâ sözler sarf eden bu zavallı gafil ve nâdânlar, gökteki meleklere küfretmekten daha büyük bir günah işlediklerini derkedemiyorlar. Bedir Ashabı, o kadar âl-i şân idiler ki, bu her türlü takdirin üstündeydi. Hatta bir gün de Cebrail (aleyhisselâm) inip Ona şöyle demişti: “Yâ Muhammed! Nasıl siz Bedir’e iştirak edenleri aziz tutuyorsunuz, bugün biz de Bedir Ashabı’nın durumunu alkışlamak için yere inen melekler olarak Ashab-ı Bedir’i gökte aziz tutuyoruz.”[5] Melek dahi sırf o vak’aya iştirak ettiğinden, yani Seyyidinâ Hazreti Hamza’nın, Hazreti Ali’nin ve Hazreti Mus’ab İbn Umeyr’in (radıyallâhu anhüm ecmaîn) arkasında bulunduğundan dolayı, gökte Ashab-ı Bedir diye iltifata mazhar oluyorlardı.

203